Bu Blogda Ara

8 Mart 2020 Pazar

Hollanda - Joseph O'Neill

Anne tarafı daha önce Türkiye'de yaşadığı için kendini yarı Türk olarak tanımlayan yazar Joseph O'Neill bu kitabıyla ünlü PEN/Faulkner ödülünü almış. Daha önce çok övgüsünü duyduğum kitabı internetten sipariş ettim ve hemen okumaya başladım. Ön ve arka kapağı Amerikan gazetelerinin övgüleri ile doluydu. Hatta Barack Obama'nın " Şimdi Joseph O'Neill' in Hollanda kitabını okuyorum. Büyüleyici bir kitap. Muhteşem" sözü ister istemez insanı kitabı hemen okumaya itiyor.
Neyse Observer, New York Times, Washington Post övgüleri derken kitabı okumaya başladım. İlk başlardaki uzun cümleler ve oradan oraya atlamaların biraz çeviriden kaynaklandığını biraz da benim odaklanamadığımı düşünürken atmışlı sayfalara geldim. ama kitap bir türlü serileşmiyordu. Tıkanıyordu. Nerden çıktığı belli olmayan karakterler, ani mekan değişiklikleri, zaman atlamaları derken çok sıktım kendimi yüzyetmişinci sayfaya kadar. Sonra biraz atlayarak okumaya başladım. Hiç adetim değil kitap yarım bırakmak ama bu kitabı yarım bıraktım.
Konusu ise kapakta şöyle bahsedilmiş:
"11 Eylül 2001'deki saldırının ardından kendisi New York'ta kalan, eşi ise çocuğuyla birlikte Londra'ya taşınan Hollandalı bir bankacının gözünden Amerika'daki göçmenlerin hayatı anlatılıyor." ancak alakası yok. Bu kadar basit değil. Baştan sona bir gereksiz uzatmalar, kriket sporunun kuralları, gereksiz ayrıntılar.
Kısacası ben sevmedim. Yabancıların övgüye, ödüle değer roman anlayışı ile bizimki çok farklı. 
Ne yazık ki kitaptan aklımda kalan, buraya yazabileceğim bir cümle bile alıntı yok.   

5 Mart 2020 Perşembe

Sansaryan Hanı - Demirtaş Ceyhun

Demirtaş Ceyhun' un Sansaryan Hanı adlı öykü kitabı. Kitapta Sansaryan Hanı'ndan başka Babanın Saçları, Turna Kuşu Katlamak, Leyla ve Piyangomanlar adlı öyküler var. Behçet Necatigil'in deyimiyle Demirtaş Ceyhun'un en güzel hikayeleri bu kitapta toplanmıştır.
Sirkeci'de 1895 yılında Ermeni Mimar Hovsep Aznavor tarafından yapılmış, 1944 yılından itibaren 1980'li yıllara kadar İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından kullanılmıştır. Bu han şimdi adliye olarak kullanılıyor.

"Emniyet Müdürlüğüne getirildiğinin kaçıncı günüydü, kendisini bu hücreye attıklarında? Çıkabilmenin olanağı yok. Hücrede şimdi beş kişiler.Bazen altı kişiyi buldukları da oluyor. Tıkış tıkış. İşte o zaman dönecek yer kalmıyor hücrede. Herkes iç içe. Nicedir bu hücrede değişmeyen iki kişi de, bu çocukla kendisi. Bir gün akşama doğruydu, getirip atıvermişlerdi hücreye bu çocuğu boş bir çuval gibi. Ötekiler, nedense durmadan değişiyor. Kimler gelmedi, kimler geçmedi...Hele geçen günkü o üç kişi...Arkadaşlarmış. Hücreye girer girmez üçü de birden sigara içmeye kalkışmaz mı? Sigara dumanından hücrede göz gözü görmez olmuştu bir anda. Üstelik şimdiki gibi cehennemi bir sıcak. İşte gene bu oğlan atılıvermişti çocukça bir işgüzarlıkla. "Ağbiler" demişti, "Hücremizin de yasaları var. Yazısız yasalarımız var yani. Örneğin bu yasalara göre, hep birlikte sigara içmek yok. Sigara içmeyi de bir sıraya bindiriyoruz. Biri içerken, ötekiler içmiyor." Ne garip, demek hücreyi de sahipleniverebilirmiş insan. Malı belleyebilirmiş...Birazdan da o avukatın yanına gider. Dizinin dibine çöker. Bu kez ona başlar anlatmağa. "Ağbi sahi bana ne ceza verebilirler?"

3 Mart 2020 Salı

HİÇ Kimse Sıradan Değildir - Markus Zusak

En az "Kitap Hırsızı" kitabı kadar ilginç bir kitap Hiç Kimse Sıradan Değildir.
Okuması kolay, olay örgüsü karışık olmayan bir roman. 
Romanın baş kahramanı 19 yaşındaki taksi şoförü Ed Kennedy, varoş bir mahallede, leş kokulu, kahve düşkünü ihtiyar köpeği Kapıcı ile yaşıyor. Arkadaşları  Marv, Ritchie ve Audrey ile bankaya gittikleri sıradan bir günde, Ed, beceriksiz bir banka soyguncusunu yakalatmayı becerir. Ed' in o günden sonra hayatı değişecektir.
Kitap sıkmadı, gereksiz tekrarlar ve uzatmalar yoktu. Olup olmadığını bilmiyorum ama filmi çekilse ilginç olur.  

Kitaptan akılda kalan cümleler ise şöyle:

"Ancak günümüzün hastalıklı toplumunda bir insan çok fazla kitap okumakla suçlanabilirdi."

"Gerçeğin bazen ne kadar zalim olabildiğini görmek inanılmazdı. İnsan sadece hayranlık duyuyordu."

"Senden bu kadar nefret etmek çok fazla sevgi gerektiriyor. "

“Sağduyu etkisiz kaldığında şeytan yardıma koşar!” 

26 Şubat 2020 Çarşamba

Zacharius Usta - Jules Verne

Adını şimdiye kadar duymamış olmam benim ayıbım mı bilemiyorum. BU kitabın okullarda ödev olarak okutulması gerekli olduğunu düşünüyorum. Kısacık 49 sayfalık bir öykü Zacharius Usta. Jules Verne' nin fantastik bir öyküsü. Bu kez bilim ve manevi değerler kıyaslaması var. Kibirin bir insanı ne hale getirdiği bundan güzel anlatılamazdı.

Zacharius Usta olağanüstü ince bir işçilikle ürettiği kusursuz saatlerle Cenevre şehrinin gururudur. Saatçiliğin ilerleyen bilime ayak uydurmasıyla, Zacharius Usta da “saat maşası”nı icat eder. Bu icadının ardından kibir başını döndürür. Öyle ya, Tanrı sonsuzluğu yarattıysa, kendisi de zamanı yaratmıştır. Ancak günün birinde imal edip sattığı bütün saatlerin ortada görünür bir sebep olmaksızın birden durmasıyla, öfkeli müşteriler evinin kapısını aşındırmaya başlar.

Ders niteliğinde alıntılar var öyküde:

"...Her birine ruhumun bir parçasını hapsettim! O lanet olası saatlerden biri ne zaman dursa, kalbimin durduğunu hissediyorum, zira saatleri kalp atışlarıma göre ayarladım."

“Üstelik, o devirde, zamanın ilerleyişini düzenlemek kimin umurundaydı ki! Hukukta zamanaşımı icat edilmemişti, fizik ve astronomi bilimleri hesaplarını titizlikle elde edilen kesin çözümlere dayandırmıyorlardı; ne belli bir saatte kapanan kurumlar, ne de dakikası dakikasına yola koyulan katarlar vardı...

Elbette ki hayat yapılan işlerin niceliğiyle ölçülürse, daha az yaşanıyor, ama daha iyi bir hayat sürülüyordu.”


"Ölüm bu!.. Varlığımı dünyaya dağıttığıma göre yaşayacak ne kadar ömrüm kaldı artık!"

"Ben Zacharius Usta, ölemem; çünkü zamanı ben düzenlediğime göre, zaman da benimle birlikte son bulur! Dehamın onu çekip çıkardığı o sonsuzluğa geri döner ve hiçliğin dipsiz kuyusunda ilelebet kaybolur! Bu kainatın, onu kanunlarına tabi kılan Yaradanı nasıl ölemezse, ben de ölemem! Onun eşiti haline geldim, gücünü paylaştım! Tanrı sonsuzluğu yarattıysa, Zacharius Usta da zamanı yarattı."

"Hayat nedir biliyor musun evladım? Varoluşu meydana getiren şu zembereklerin hareketini kavradın mı? Kendi içine baktın mı? Hayır; halbuki bilimin gözünden baksaydın, Tanrı' nın eseriyle benim eserim arasında var olan sıkı ilişkiyi görürdün, çünkü saatlerimin mekanizmasını, onun yarattığı canlıdan kopyaladım."


25 Şubat 2020 Salı

Harput'ta Bir Amerikalı - Cevat Fehmi Başkut

Harput’ta Bir Amerikalı, Cevat Fehmi Başkut'un yazdığı üç perdelik bir tiyatro eseri. Okuduğum kitap İnkılap Yayınlarının 1972 baskısı. İlk sayfasında, "Bu eser 1955-1956 mevsiminde İstanbul Şehir Tiyatrosunda ve Devlet Tiyatrosunda temsil edilmiştir." notu var.

Çocuk yaştayken babasıyla Harput'tan Amerika'ya göç eden ve zengin bir işadamı olan Abraham Moderus, kırk sene sonra geride bırakılan kardeşi Ahmet’i bulmak üzere İstanbul’a gelir. Moderus’un karşısına kardeşi olduğuna iddia eden üç kişi ve bir de kardeşinin karısıyla kızı olduklarını iddiai eden iki kadın çıkınca, gerçek kardeşinin kim olduğunu bulması gerekir. Bu iş için Harput'a giden Moderus ve diğerlerinin başından geçenler yazıldığı zamanın yani 1960' ların diliyle anlatılan bu kitap ilginç bir deneyim oldu benim için. Bazı kelimelerin, bağlaçların dönemin diline göre yazılışları ve şimdi kullanılmayan kelimeleri okumak değişik. 
Tiyatroyu tabi ki seyretmek daha zevkli ama Cevat Fehmi Başkut'un zamanına özgü kullandığı dil eseri benim için çok daha güzel hale getirmiş.

23 Şubat 2020 Pazar

Bakışınla Aydınlanır Dünya - Susanna Tamaro

Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, Anima Mundi, Luisito gibi romanlarıyla tanıdığımız Susanna Tamaro, bu kez bir anlatı ile karşımızda. Yazar, çocukluk arkadaşı, on altı yaşında geçirdiği trafik kazası nedeniyle engelli olan ve 2017'de elli yaşında kanser yüzünden hayatını yitiren şair Pierluigi Cappello' ya ölümünün ardından yazdığı arkadaşlıklarını gözden geçirdiği, yaşanılan güzellikleri yadettiği anlatılarını derlemiş. Yer yer felsefi görüşlerle süslenmiş güzel bir eser ortaya çıkmış. Bir bakıma kendini anlatıyor yazar. Yazarın çocukluğunda yaşadığı üzüntüleri, okulda geçirdiği kötü zamanları ve çocukluk travmalarını bu anlatının içinde görebiliyoruz.
Daha önceki kitaplarını okuyanlar ve Susanna Tamarro'nun  tarzını bilenler için değişik bir deneyim olabilir.

Kitaptan alıntılara gelince:

"Her şey ışık sayesinde yaşar ama karanlıktan doğar "


"Söz karanlıkla beslenir."


"Sanırım akıl hastanelerine kapatılmış insanların büyük bölümü, var oldukları sürece sevgi ihtiyaçlarından yara almış kişilerdi."

"Arkadaşlıklar yeşertilir, ilişkiler tüketilir. Şeylerisoylu, önemli kılan onları yeşertmektir. Taş ekip yetiştirmek mümkün değildir. Bitkiler, ilişkiler yetiştirilir çünkü yetiştirmek eylemi, içinde tek bir düşünce barındırır. Gelişim düşüncesi."

"Hayat bizi istediği yere, arzu etmediğimiz, bilmediğimiz, varlığından haberimiz bile olmayan yerlere götüren coşkun bir attır."

"Dünyanın hiçbir yerinde doğru olan ve olmayanın niteliğini ya da ağırlığını ölçebilecek bir terazi, kantar ya da cetvel yoktur; hayatın adaleti sorgulanamaz. Ya da vardır ama bozuk bir terazidir çünkü dünya kurulalı beri kader adil olanlara saldırmıştır ve zalimleri mutlu etmiştir."

"Ölüm cezası yaşayarak çekilir yazmıştı sevgili şairimiz Ungaretti ve varoluşumuzun derin anlamı gerçekten de onun sözlerinde gizli."

21 Şubat 2020 Cuma

Bir Gazetecinin Yolculuk Notları - Jules Verne

Gazeteci Cladius Bombarnac, Hazar Denizi kıyısından Çin İmparatorluğu' nun başkentine giden Asya postası trenine binerek yol boyunca görüp yaşadıklarını haber yapmakla görevlendirilir. Trende Avrupalılar ve Asyalılardan oluşan sıradan bir topluluk yolculuk ediyor gibi görünmektedir. Oysa büyük bir sırrı taşıyan trendeki yolcular da göründükleri gibi değildir.

Jules Verne' i daha önce başka kitaplardan tanıyanlar için değişik bir yorum, değişik bir konu. Bilim kurgunun dışında bir roman.

Sıkılmadan okudum. Konu basit gibi gelse de sayfalar ilerledikçe merakınız da artıyor. Döneme ait betimlemeler, anlatımlar çok güzel. Kitabın 1800' lerin sonunda yazıldığı düşünüldüğünde bu daha da ilginç bir hal alıyor. Mükemmel çevirisi ile çevirmen Ferid Namık Hansoy'u da unutmamak gerek. 

İşte alıntılar:


"Bir insanın at üstünde olduğu zamanki düşünceleri, yaya giderken aklına gelen fikirlerden farklıdır."


"Dünyanın beş kıtasında düşünceleri belirtmeye yarayan binlerce kelimeyi ve kuralı bilmesini bir gazete yazarından istemek haksızlık olur."


"Uzunluk ölçüsü olan bir "verst"in bir kilometre altmış yedi metre olduğunu, Güney Kafkasya'daki hükümetlerin göçebe halkının, on beş bin nüfuslu Kalmuklardan, asılları Müslüman olan sekiz bin nüfuslu Kırgızlardan, on bir bin nüfuslu Kundrof Tatarlarından, on iki bin nüfuslu Sartof Tatarlarından, sekiz bin beş yüz nüfuslu Nogaislerden ve dört bine yakın nüfuslu Türkmenlerden oluştuğunu bilmelisiniz."


"Ruslar, 1870 yılında, Nijni-Novgorod fuarı ile rekabet edebilen bir fuarı Taşkent'te kurmaya her ne kadar boşu boşuna kalkışmışlarsa da, bu girişim, yirmi yıl sonra, herhalde başarıya ulaşmış olacaktır."